22 Eylül 2008 Pazartesi

Wenger Patladı...


Chelsea'nin ardından Manchester City'nin de multi-milyarder bir isme geçmesi ve transferde bütün dengelerin alt-üst olması üzerine Arsene Wenger patladı. İşte Wenger'in sözleri:


"Bu adamlar bu kulubü niye aldılar? Para kazanmak için değil diye düşünüyorum, çünkü böyle hareket ederlerse kazanamazlar. Çocukluklarından beri Manhester City taraftarı olduklarını da düşünmüyorum. Öyleyse sevgiden de olamaz."


"Benim aklıma rasyonel bir neden gelmiyor. Bence koskoca bir kulübü oyuncak gibi görüyorlar. Bu çok tehlikeli. Her çocuk oyuncağından sıkılır. Ruslar ve Araplar da sıkıldığında geride bir enkaz bırakacaklar."


"Böyle giderse tüm takımlar şımarık zenginlerin eline geçecek. Premier League'de 20 milyarder olsa da sadece bir şampiyon çıkabilecek. 19 tane şımarık zengin mutsuz olacak ve bırakıp gidecekler. Yönetim kurumları buna önlem almalı."


"Şımarıklık en üst düzeyde. Çıkıp Christiano Ronaldo ve Fernando Torres'i alacağım diyebiliyorlar. Bu büyük bir saygısızlık. İkisi de kontratlı oyuncular. Bu açıklamalar ikisinin de takımlarına zarar veriyor. Geldikleri yerlerde kurallar olmayabilir ama burada böyle davranamazsınız."


"Kontratlı bir oyuncuya talipseniz, kulübüyle görüşüp fiyatını sorarsınız. Eğer kulüp teklifinizi reddettiyse, susup oturursunuz."


20 Eylül 2008 Cumartesi

Alex'in Turnikesi...



Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçı...

30 yıldır tribünlerden takip ettiğim takımımı elimde olmayan nedenlerden dolayı evden izleyebiliyorum...

Kendimi bildim bileli tribünlerin merdivenlerinden yukarıya doğru çıkıp, o zümrüt yeşili çimlerle karşılaştığımda içim her seferinde yeniden cız eder... Ve o çimlerin üzerinde 11 Sarı-Lacivert adam çıktığında bambaşka bir insan olduğumu hissederim. Başkaları hayatın anlamını dinde, siyasette, müzikte veya başka yerlerde arayabilirler. Ama beni kim bu dünyaya gönderdiyse Fenerbahçe'yi göreyim, yaşayayım diye gönderdi, buna eminim...

Fenerbahçelilik ve onun sağladığı spor sevgisi sayesinde bir işim var... Ailenin değerini bana tribünlerde büyükbabam, babam ve kuzenlerim öğretti... Fenerbahçem golü attıktan sonra sarılamıyorsam, içten bir şekilde "arkadaşım, dostum, kardeşim" diyemedim hiç kimseye... Takımım golü attıktan sonra sevgilimin dudağına kondurduğum öpücüktü aşk...

Aslolan o yemyeşil çimler ve onun üzerinde bu renkler için oynayan 11 adamdı benim için her zaman...

O yüzden stada girdiğimde sahada olup bitene bakarım hep, maçı onlarla yaşarım... Çünkü daha iki yaşındayken babamın götürdüğü, şimdi bilmeyenlerin, yaşamayanların, anlamayanların "efsane" diye anlattığı tribünlerde ben bunu gördüm... Sırtını dönüp arabesk tezahürat yapanları anlamam mümkün değil... Fenerbahçe taraftarı, sahadaki 11 adamla beraber oynayan, sahaya terini değil ama inancını akıtan taraftardır benim bildiğim... Sınıfı, geliri, kombinesinin fiyatı ne olursa olsun...

Gruplar var şimdi tribünlerde... Tek gerçek grubun sahadaki 11 adam olduğunu bilmeden, "tribünü biz bağırttık" diye böbürlenen, golü, güzel bir pası bir hafta boyunca tekrar tekrar yaşamadan, aptal kavgaların peşinden koşan gruplar... Her hafta tribüne gidip, sadece tribünde ne olduğuyla ilgilenen, sahaya kalbiyle değil, sırtını dönüp kıçıyla bakan gruplar...

Stadın içine girince Türkiye'nin, dünyanın, günün ve kendi gerçeklerinin bittiğinin, orasının hiçbir bireyin ve o garip bireylerin kurduğu grupçukların yaşayamayacağı kutsal bir yer olduğunu anlayamayanlar... Şiddetlerini, komplekslerini, arabesk hayatlarını, ekonomik zenginlikleriyle şişmiş şımarıklıklarını, kendi hesaplarını ve tepkilerini o kutsal yere sokmaya çalışan zavallılar... Aslolan Fenerbahçe'dir diyemeyen, başkalarının Fenerbahçeliliğini yargılayan garip adamlar... Kabe'ye mezhep sokulmaz derler, ben aynı hassasiyeti kendi kutsalım karşısında yaşayamayanları Fenerbahçe'nin kafirleri olarak gördüm hayatım boyunca...

Bunlar büyümenin, 20 bin kişilik stattan 55 bine gelişen tribünlerin yan etkisi diye kendimi avutuyorum... Ve o insanlara acıyorum... 10 yıl sonra oğullarına, kızlarına, yeğenlerine tribünde yaşadıklarını "başkan şunu yapmıştı, biz böyle yaptık, reis'i gördün mü, nasıl beste ama" diye sayıklamalarını anlatamayacaklar çünkü...

Garip kavgaların içinde dünü ve günü yaşayan, kendi egolarını tatmin ederken geleceği hiç düşünmeyen, bu dünyaya geliş amaçlarını unutan meczuplar gibi geliyor bana hepsi. 5'leri, 6'ları, 4-3'leri, Aykut'ları, Alparslan'ları, Nezihi'leri, Hooijdonk'ları, Alex'leri Cilveli Hayriye'leri, adam gibi yaşayamadılar, yaşayamayacaklar... Futbolu futbol gibi değil, Fenerbahçe'yi bir futbol takımı gibi değil, bir siyasi parti gibi yaşamaya mahkumlar... Tribünü bıraktıktan sonra, yıllar sonra kendilerine soru soran genç yüreklere futbolu değil, kendi kavgalarını ve komplekslerini anlatıp, varolmayan savaşların kahramanlıklarıyla beyin yıkayacaklar deplasman otobüslerinde.

Fenerbahçe'nin o büyük tribün gücünün sarhoşluğuna kapılan, 50 kişi bir araya gelince o büyük güce hükmedebileceğini zannedenlerin, bu tribünlere futbolcu dövmeyi, siyaseti, mafyayı, kongre grupçuluğunu, rantı getirenlerin uşakları haline geldiklerini fark etmelerini umuyorum sadece...

Ne diyordum... Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçı... Klasik 3 puan, 3 gol...

Guiza'nın presinde Hooijdonk hırsını, gol vuruşunda Aykut estetiğini, Kazım'ın kafasında Moldovan yükselişini, Roberto Carlos'un ikinci goldeki pasında Oğuz'un topa "git, golcüyü bul, seni gol yapsın" diye tembihlemesini görmek mutlu etti beni... Gencecik Volkan Babacan'ın fotoğraftaki pozisyonda Toni Schumacher çıkışı yapması gururlandırdı...


Dediğim gibi televizyondan izledim, dijital de olsa, HD kamerayla da çekilse, sahanın yeşili, tribünden gördüğüm kadar parlamıyordu belki. Ama parlayan bir takım gördüm. Bir de takım bu kadar parladığı için dikkatlerini çekmiş olacak ki anlamsız varoluşlarını bir kenara bırakıp adam gibi takımı destekleyen tribünler...

Takım kötü giderse, gruplar, kompleksler, tribündekiler, hesaplar, rant kavgaları birbirine karışacak biliyorum.

Ama Gençlerbirliği maçını görmek bu sezon için bana yetti şimdiden... Çünkü çocuklarıma ve torunlarıma "Bir Alex vardı, bir keresinde arkasına doğru gelen topu, bir artistik patinaj figürü yapar gibi aldı ve sürdü. Ve sanki bir basketbolcu gibi turnikeye girip, ağlara bıraktı" diye anlatabileceğim...

Kendinizin veya grubunuzun romantizmini değil, Fenerbahçe'nin sanatını yaşamanız dileğiyle...

19 Eylül 2008 Cuma

Cennet...


New York Moda Haftası... Konu moda olunca Maria Sharapova ve Elizabeth Banks aynı karede buluşabiliyor...

Michael Phelps'in Sırları...


Michael Phelps'e 8 madalya kazandıran özellikleri onu günlük hayatında görünce biraz daha iyi anlayabiliyorsunuz...


Fotoğrafta Phelps'in gövdesinin uzunluğuna dikkat ederseniz, ünlü yüzücünün farkını da görmeniz mümkün... Phelps, neredeyse bir balık gibi kol ve bacaklarıyla değil, ince ve uzun gövdesiyle yüzen bir sporcu...

Tribünde Tedavi...


Lig MLB...

Maç Tampa Bay Rays ile Boston Red Sox arasında...

Boston taraftarı Cristopher S., Tampa Bay kulübesinin arkasından durmadan oyunculara ve teknik kadroya küfredince polis tarafından uyarılıyor...

Devam edince saha dışına davet ediliyor...

Daveti kabul etmeyince ise elektro şok tabancasıyla kafasına şok veriliyor.

Elin polisi, taraftar psikolojisinden o kadar iyi anlıyor ki, işi elektro-şok tedavisine kadar götürebiliyor demek...

Lehmann Uçamayacak...

Arsenal macerasına nokta koyup, ülkesine dönen ve Stuttgart'ın kalesini korumaya başlayan Jens Lehmann'a uçuş yasağı geldi.

Geçtiğimiz haftalarda 250 kilometre uzaktaki evinden antrenmanlara helikopterle geldiği ortaya çıkan Lehmann'ın bu tutumuna antrenman sahasının ortasına iniş yapmasına rağmen Stuttgart'ın bir itirazı yoktu.

Ancak Lehmann'ın evinin bulunduğu küçük kasabanın sakinleri gürültüden ve Lehmann'ın helikopterinin üstlerinde uçmasından rahatsız olunca "Bergs" kasabasının Belediye Başkanı Rupert Monn, Alman kaleciye yasak getirdi.

Bild, Lehmann'ın helikopterden vazgeçmeyeceği ve kasabasının 15 kilometre uzağında bir alan kiralayıp, antrenmanlara oradan gideceğini yazdı.

Yuh...


David, bana ceza sahasında biraz daha saldırgan ve cesaretli olmamı söyledi. Maçtan sonra ise gülerek "Biraz abartmadın mı?" diye sordu.
Theo Walcott, Hat-trick yaptığı Hırvatistan maçının ardından Beckham'la yaşadığı diyalogu anlatıyor.

Assist Ferguson, Gol Wenger...


İngiltere'de derbiler erken başlayınca, "o laflar boy boy" dönemi de start aldı.

Haftasonu oynanacak Chelsea maçı öncesinde Alex Ferguson "Ezeli Rekabet" üzerine konuştu ve Chelsea'yi yanıt veremeyeceği bir yerden vurdu.

Sir Alex "Son 15 yıla baktığınızda göreceğiniz rekabet Manu vs. Arsenal olur. Chelsea bizi yenebilecek güçlü bir takım. Ama iki ekip arasında rekabetin oluşması için tarih de gerekir. Chelsea henüz bu tarihe sahip değil" sözleriyle Chelsea'ye büyük bir taş attı.

Ferguson "Arsenal'le karşılaştığımızda iki takım değil, iki tarih karşı karşıya geliyor" diyerek Arsenal'i övdü.

Ferguson bu sözleri Londra'daki bir yardım yemeğinde söyledi. Aynı yemekte bulunan Arsene Wenger de "Alex doğru söylemiş. Sezona başlarken kendinizi büyük maçlara göre ayarlarsınız. Kondisyon durumunuzu bu maçlara göre hesaplarsınız. Bizim için en büyük maç her zaman Manchester United'dır" diyerek Ferguson'ın şık pasını göğsüyle kontrol edip Chelsea kalesine gönderdi.

8 Mayıs 2008 Perşembe

Zahavi'den Büyük Suçlama...

Türk futbolseverler onu Revivo'nun menajeri olarak tanıdı. Ardından Rüştü'nün Barcelona'ya transferini gerçekleştiren adam olarak ortaya çıktı.

Türkiye'nin ardından İngiliz Basını da Zahavi'yi Drogba'nın menajeri, Abramovich'in yakın dostu olarak tanıdı. Ashley Cole'un Chelsea'ye transferindeki usülsüzlük iddiaları da aylarca gündemde kalmasını sağladı. Şimdi yeni bir transferiyle değil ama çarpıcı iddiasıyla uzun süre gündemde kalacak.

Zahavi, yine kendi menajerlik listesinde yer alan Avram Grant hakkında bir İsrail gazetesine yaptığı açıklamada "Avram, şu anda İngiltere'nin en başarılı teknik adamlarından biri. Ancak anti-semitizm, yani yahudi düşmanlığı nedeniyle durmadan aşağılanıyor. İngilizler en az almanlar kadar ırkçı" sözleriyle büyük tepki çekti. Bu sözlere verilecek yanıtlarla, futbol tartışmalarının politik çekişmelere ve hakaretlere varması çok yakın bir olasılık.

6 Mayıs 2008 Salı

Eh, Alayım Bari...



Kobe'nin 12 yıl sonra aldığı MVP ödülünün töreninde, hareketleri ve bakışları manidardı...

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Ooooo, Nakamura....


Macarena melodisiyle...


One Naka, two Naka, three Nakamura,
Four Naka, five Naka, six Nakamura,
Seven Naka, eight Naka, nine Nakamura,
Oooooooh Nakamura!

John Carew, Carew...


Que Sera'nın melodisiyle...

John Carew, Carew,
He's bigger than me and you,
He's gonna score one or two,
John Carew, Carew."

Boruc Savaş Çıkartmak Üzere...


Geçtiğimiz hafta oynanan Celtic-Rangers maçında, Rangers taraftarlarını 3-2'lik mağlubiyetten çok Celtic'in Polonyalı kalecisi Artur Boruc'un "Tanrı Papa'yı Korusun" t-shirt'ü kızdırdı... Bir haftadır süren tartışmalara Birleşik Krallık Bakanlar Kurulu da katıldı ve hem Boruc'un provakasyon kokan hareketlerini, hem de olaya tepki göstermeyen Celtic yönetimini kınadı...

Durmadı, Durmayacak...


Alkol, muhteşem futbol kariyerini bitirdi, ailesini dağıttı, futboldan kazandığı milyonlarca doların eriyip gitmesine neden oldu... 40 yaşına gelen Gazza'nın alkol alışkanlığının elinden almadığı tek şey yaşamı... Gelen haberlere bakılırsa kaldığı otellerden durmadan kovulan ve doktorların ağır depresyon teşhisi koydukları Paul Gascoigne alkol almaya devam ederek hayatını tehlikeye atmakta bir sakınca görmüyor... Gazza, geçtiğimiz cuma günü, son girdiği alkol arınma programından çıktıktan tam 20 gün sonra, kaldığı otelden alkole bağlı olaylar yüzünden çıkarıldı ve hastahaneye kaldırıldı...
The Sun'ın haberine göre, Gazza küvette bir bıçakla bileklerini kesmeye çalışırken otel görevlileri tarafından fark edilmiş... Bu haber henüz doğrulanmadı...

Flamini Milan'da...


Arsenal'de sözleşmesi sona eren ve yönetimin haftalık 50 bin sterlin'lik teklifini kabul etmeyen Mathieu Flamini Milan'da... Milan İkinci Başkanı Adriano Galliani, Flamini ile 4 yıllık bir kontrat imzaladıklarını ve sağlık kontrolünden sonra imza atacaklarını belirtti...

22 Nisan 2008 Salı

Yer Çekimini Yenen Adam'ı kaybettik...


Tanışma ve beraber çalışma onuruna ulaştığım Değer Eraybar artık yok... En az sporculuğu kadar, güler yüzü ve muhteşem fıkralarını unutmayacağız...





SOBE...

Şişman Eddie Murphy...

Benzetme bu sefer Celtic taraftarlarından... Rangers derbisinde rakibin forveti Jean Claude Darcheville bir topu göğsünde yumuşatamayıp sektirince Celtic taraftarları "You are just a fat EDDIE MURPHY" diye bağırmaya başladı.

18 Nisan 2008 Cuma

Avram Dondu...


Fenerbahçe maçlarında da, takımımız bastırdığında dudakları öne çıkıp boş boş bakmaya başlayan Avram Grant, Everton'la oynanan ve Chelsea'nin 1-0 kazandığı maçtan sonra da dondu... Grant, maçın ardından tarihin en ilginç basın toplantılarından birini gerçekleştirdi...

Question: Are you back in the hunt?
Answer: Maybe not.
Q: Was it a deserved win?
A: Yes.
Q: What pleased you most?
A: I don't know.
Q: Is it a relief to win here?
A: Yes.
Q: Were you impressed by the performance or the result?
A: Both.
Q: You seem to have something on your mind, a problem?
A: No, no problem.
Q: An issue?
A: No, I'm okay, sometimes I have nothing to say.
Q: Do you have a message for the Chelsea fans, who think you are back in the title race?
A: No message.
Q: But you are back in it now?
A: I don't know.
Q: Is it because of Sky TV (who had switched the game to Thursday)
A: Maybe it is because of you, I don't know.
Q: Would you rather say nothing?
A: It's a good question, I don't know what to answer. It's not Sky, I enjoy watching them.
Q: You are two points behind Man Utd but you don't know whether you are back in the title race?
A: No, I don't know
Q: Are you in the title race again?
A: I don't know. I am sorry, you can write what you want and I will answer how I want

17 Nisan 2008 Perşembe

16 Nisan 2008 Çarşamba

Böyle bir atış dünyada yok!


Amerikan Beyzbol Ligi MLB'de her takım sezonun ilk atışını ünlü kişilere yaptırır. Yankees, tüm bu ünlü isimleri geride bırakacak ilginçlikte bir atıcı buldu...
MLB'de sezonun ilk ve belki de en önemli maçı, Boston Red Sox-New York Yankees karşılaşmasında açılış atışını Uluslararası Uzay İstasyonu'nda yani dünya yörüngesinde dönüp duran astronot Garrett Reisman yapacak.
Reisman'ın istasyonun içinde yapacağı bu atış dev ekranlardan Yankees Stadium'un içine taşınacak ve tarihin ilk dünyadışı atışı gerçekleşecek...

15 Nisan 2008 Salı

İngiliz ile İspanyol'un farkı


İspanyol Gazetesi AS'ın (Gazete koyu Barcelona'lı olarak bilinir) yorumcularından Alfredo Relano, artık herkesin gördüğü ancak kimsenin bu kadar net bir şekilde dile getirmediği bir gerçeğe dikkat çekti:

İngiliz Futbolu Dünya Futbolunu Yiyor!

Relano'nun haklı tespitleri şu şekilde:
1.İngiltere'de neredeyse hiç ingiliz futbolcu kalmadı... Ama oynanan oyun hala "ingiliz futbolu". Bosman kuralları, İngiltere futbolunun karakteristiğini bozmadı.
2.Açık, atağa yönelik, risk alan futbol oynuyorlar. Daha önce İtalya'da veya İspanya'da savunmaya yönelik "pis", kendini yere atarak futbol oynayan futbolcular bile İngiltere'ye gelince düzeliyorlar. Atletico'nun şımarık, numaracı ve bencil Torres'inin geçirdiği evrim buna en iyi örnek.
3.İspanya futbolu son iki sezondur büyük bir düşüş yaşıyor. İngilizler işin ekonomik yönünü iyi organize etti. İspanya'da dünyanın en büyük kulüpleri bile kötü bir sezonda zarar ediyor.
Ve en önemli tespit:

4.İngilz takımları sahada birbirine rakip olsalar da, saha dışında ortak çıkarlarını en iyi şekilde koruyacak ekonomik sistemleri kurdular. Premier League, ortak çıkarlara dayalı dostluk içinde ilerliyor. Bizdeki milliyetçi düşmanlık ekonomik alanda ortak hareket etmeyi engelliyor.

Dikkat Carmelo, Çevirme Var!!!



Daha önce rutin bir kontrol sırasında aracında marijuana bulunan ve kan testleri temiz çıktığı için cezadan yırtan Carmelo Anthony, bu sefer kontrolden kaçamadı...

Houston maçını arkadaşlarıyla kafa çekerek kutlayan Melo, bir kez daha çevirmeye takıldı... Alkol kontrolünü geçemeyen ve tutuklanarak bir gecesini nezarethanede geçiren Anthony'nin cezası mayıs ayı içinde belli olacak...

Putin sporu seviyor...


Vladimir Putin'in, sürpriz bir kararla Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Ritmik Jimnastikçi Alina Kabaeva ile evlendiği iddia ediliyor... Putin 56, bir önceki seçimde Putin'in Partisi Birleşik Rusya'dan Duma'ya giren Kabaeva ise 25 yaşında...

Şişman Paris...


Son ayların en yaratıcı benzetmesi Arsenal taraftarlarından geldi... Liverpool'un Ukraynalı yıldızı Andriy Voronin'in sarışınlığına takan taraftarlar tribünleri "You're just a FAT PARIS HILTON" sloganlarıyla inlettiler...

13 Nisan 2008 Pazar

Let It Be, Geremi!!




Newcastle United'ı üç forvetle oynattığı için eleştirilen Kevin Keegan, 3 kişilik savunma yaparak alınan riskleri puanlara çeviren Geremi'nin performansıyla rahatlıyor...

Newcastle taraftarları ise Geremi için bestelerini hemen hazırladılar...
"When we find ourselves in times of trouble,
Kevin Keegan comes to me.
Speaking words of wisdom, Geremi!
Geremi, Geremi, Geremi, Geremi.
There will be an answer.
Geremi!"

Sahalarda görmek istemediğimiz hareketler...


Bush, MLB'nin açılış atışını son kez yaptı...

Boston Red "Hawks" !?!?


Boston Red Sox'ın sahası Fenway Park'tayız... Bir okul gezisiyle stadyumu gezmekte olan ilkokul grubunu izleyen bir "kırmızı kuyruklu şahin" dikkati çekiyor... Çocukları bir süre izleyen şahin daha sonra hiç beklenilmeyen bir hamleyle saldırıya geçiyor ve 11 yaşındaki "Alexa Rodriguez"in başına pençesini geçiriyor... Neyse ki kare kare görüntülenen olay sonucunda kıza da şahine de bir şey olmuyor...

Ancak, "speaker box"ın hemen yanında bir yuvası olduğu belirten şahinin "rodriguez" soyadlı bir kızı hedef alması Red Sox fanatiklerine göre bir işaret... Şimdi hepsi en büyük rakipleri New York Yankees'in ilk maçında şahinin rakiplerinin efsane oyuncusu Alex Rodriguez'e de saldırmasını bekliyorlar...

Kışlada Beach Volley...


Londra'da plaj yok... Bu yüzden organizasyon komitesi farklı bir seçim yapıp 2012 oyunlarında plaj voleybolu maçlarının "Londra Atlı Suvari Birliği Kışlası"nda oynanmasına karar vermişti... Geçtiğimiz hafta Çin Olimpiyat Meşalesi'nin geçişi nedeniyle bir ön prova yapıldı...

11 Nisan 2008 Cuma

In Memoriam...


Tenis dünyasının ikiz çiftlerinden Klemenschits kardeşlerden Daniela artık yok... Çok başarılı bir çiftler kariyerini iki kardeş aynı anda bırakmak zorunda kalmıştı... Daha 23 yaşında emekli olmalarına yol açan mide kanserinden Sandra kurtulurken, kardeşi Daniela hastalığı yenemedi...


2006'da İstanbul Cup'ta izlediğimiz ikilinin tedavi masraflarını karşılayabilmek için Roger Federer, Marat Safin, Justine Henin, Amelie Mauresmo ve Martina Hingis gibi yıldızlar yardım kampanyası düzenlemişlerdi...

7 Mart 2008 Cuma

Adamı zıplamasından anlıyorlar...


Dünyanın sayılı spor yazarlarından (onu futbol yazarı olarak lanse etmek bir hakarettir, çok iyi tenis ve rugby de yazar) Simon Kuper, son yazısında Milan'ın sağlık ekibini ele aldı... Kuper'in bu etkileyici yazısının özetini aktarmak da boynumuzun borcu oldu...


Arsenal'e elenseler de Milan Avrupa'nın en enerjik takımlarından biri... Hem de 35 yaşın üstündeki onca isme rağmen... Bu mucizenin arkasındaki adam Belçikalı Jean Pierre Meersseman... Meersseman'ın kurduğu olağanüstü sağlık sistemi Milan'ı yıllardır başarılara ulaştırıyor... Cafu'yu, Maldini'yi, Serginho'yu deli gibi koşarken görenler Milan'ın "sonsuz gençliğin" sırrını bulduğunu düşünüyorlar...


Milan, Meersseman'ın istediklerini yapmaya acı bir deneyimin ardından karar vermiş... Real Madrid'den 30 milyon Euro'ya Fernando Redondo'yu alan İtalyan ekibi bu oyuncunun seri sakatlıkları sonucu parayı sokağa attığını anlayınca akıllandı...


Meersseman'ın en önemli iddiası, artık futbolu bırakma yaşının 35 değil 40 olduğu yönünde... Sağlık ekibinin felsefesi "sakatlıkları oluşmadan durdurmanın" yollarını bulmak... Bir oyuncunun sadece "zıplamasının" iyi incelendiği takdirde, fiziksel durumunun yüzde 70'ini anlattığı belirtiyorlar... Kadrodaki her oyuncunun vücut yapısıyla ilgili milyonlarca data Como gölünün kenarındaki laboratuarlardaki bilgisayarlarda kayıtlı durumda...


Bu çalışmalar "darbeden kaynaklanmayan" sakatlıkları yüzde 90 oranında düşürmüş durumda... Meersseman, bu çalışmalar sonucunda yüzde 92 oranında daha az ilaç kullandıklarını da belirtiyor...


Milan'da bir transfer gerçekleşirken başkandan önceki son imzayı Meersseman atıyor... Son 5 yılda sadece Ronaldo ve Cafu'nun transferlerine onay vermemiş ancak bu iki transfer yine de gerçekleşmiş... Cafu'nun mucize bir ilerleme kaydettiğini, Ronaldo'nun ise sakat bölgelerinin artık hiçbir tedaviye yanıt veremeyecek durumda olduğunu belirtiyor...


Sağlık ekibi Milan'ın antrenmanlarında da söz sahibi... Meersseman ilginç bir ayrıntıyı da açıklıyor "Seedorf'un bazı antrenmanları yapması yasak... Çünkü vücudunun belli bölgelerinin daha fazla gelişmesine olanak yok..."

6 Mart 2008 Perşembe

Real Madrid, laneti yine yenemedi...


Real Madrid, avrupa ve dünya futbolunda istatistikleri yazan, rekorları kıran ve genelde insanları hayretler içinde bırakan bir kulüp oldu her zaman...


Ancak yeni istatistiği, ya da ispanyol basınının deyimiyle "laneti de" insanı hayretler içinde bırakacak düzeyde... Tarihin en başarılı kulüp takımı Şampiyonlar Ligi'nde 4 yıldır üst üste "çeyrek finale yükselemiyor"... Ve 4 yıldır üst üste grupların ardından oynanan ilk eleme turunda turnuvaya veda ediyor...


2003-2004 sezonundan bu yana, Bayern Münih, Arsenal ve Juventus'a elenen Real Madrid, Roma karşısında tutunamadı ve bir kez daha "Avrupa'nın ilk 8 takımı arasına giremedi"...


Real Madrid'in avrupa futbolundaki en büyük baş belasının "italyanlar" olduğu da bir kez daha ortaya çıktı... Madrid 20 yıldır "final karşılaşmaları" dışında bir italyan kulübünü geride bırakamıyor... Madrid'in elediği en son italyan ise Maradonalı Napoli'ydi...

2 Ocak 2008 Çarşamba

Rahatsız...

Paris St.Germain...
Arsenal...
Real Madrid...
Yeniden PSG...
Liverpool...
Manchester City...
Fenerbahçe...
Ve Bolton Wanderers...

Nicolas Anelka'nın L'Equipe'e yaptığı açıklama gösterdi ki, Bolton da son durak olmayacak... Fransız yıldız, Bolton yöneticilerinin Chelsea ile görüşmelerini sürdürdüğünü, kısa bir süre sonra transferin bitebileceğini, Bolton Avrupa Kupalarında olmadığı için Chelsea'de Şampiyonlar Ligi forması giyebileceği için heyecanlandığını söyledi... Aynı zamanda Manchester City'den de teklif aldığını, Sven Goran Eriksson'un eskiden beri çalışmak istediği bir teknik adam olduğunu belirtti... Bu arada Bolton taraftarlarını da kırmamak için de "Aslında burada çok mutluyum... Burada kalmak da benim için ceza olmaz..." dedi...

Kısacası hepimizin Fenerbahçe'deyken yakından tanık olduğu bir durum yeniden tekrarlanıyor... Anelka'yı bilenler için bu haber de büyük bir sürpriz değil... Fransız yıldızı olduğu gibi kabul etmek yerine "bu adamın derdi ne?" diye düşünenler ise çok alternatifli bir listeyle karşılaşıyorlar...

Psikolojide Anelka'nın durumunu bir çok rahatsızlığa bağlayabilirsiniz... "Psikolojik düzensizlikler" listesine baktığınızda, birçok tanının Anelka'ya uyduğunu görmek mümkün...

Psikiyatristler tarafından delirium olarak adlandırılan ruh hali Anelka için geçerli... Bir formayı giyip, formasını giydiği takımı yıllarca başarıya ulaştırma fikri ona deliriumlar yaşatıyor olmalı...

Klinik Depresyon tanısı Anelka için çok uzak olmayacaktır... Onu devamlı gülerken ve oynadığı takımda mutlu gören olmadı çünkü...

Ülkemizde hastalık hastası olarak anılan Munchausen Sendromu da Anelka'ya uyuyor, oynadığı takımlardaki durumuyla ilgili devamlı yalanlar uyduruyor ve hasta numarası yapıyor...

Folie a deux olarak adlandırılan "iki kişinin paylaştığı delilik" de Anelka'ya uyuyor... Menajer abisiyle bir transfer deliliği içindeler ve birbirlerinin transfer hastalığını tetikledikleri için ikisini ayırmak doğru bir çözüm olabilir...

Anelka belki de bir paranoya yaşıyor ve birilerinin onu takip ettiği hissine kapıldığı için devamlı takım değiştiriyor, bu ihtimal de çok mantıksız değil...

Ve son olarak alzheimer yaşıyor da olabilir... Yaşadığı o kadar istikrarsızlık ve kötü deneyimin ardından hala transfer istiyor çünkü...